Good Life Nedir Kimdir ?

good-life-nedir-kimdir
Paylaş
 

Kaliteli bir yaşamın kilidini açan anahtarlardan biri şüphesiz ki iyi ve yeterli dinlenmedir. Yoğun bir günle başa çıkabilmek için dinlenmenize yeterli zamanı ayırmalısınız. Yaşam kalitenizi arttırmak için günlük hayatınızı monotonluktan kurtarmanız gerekiyor. İş çıkışı gideceğiniz sinema ya da arkadaşlarınızla içeceğiniz bir kahve bu yoldaki ilk adımınız olabilir. Sporun sağlıklı ve kaliteli bir yaşam üzerindeki etkisi yadsınamaz. Sabah ya da akşam yapacağınız hafif tempoda bir koşu ya da evde yapacağınız ufak egzersizlerle bu etkiyi hissedebilirsiniz.

Bahsettiğimiz ayakkabılarınızı çıkarıp toprağa basmanız değil. Daha iyisini yapın ve şehre yakın doğal güzelliklerle iç içe olacağınız kısa bir seyahate çıkıp küçük bir piknik organize edin. Bunun için küçük bir sepet, bir örtü ve bir iki lezzetli sandviç yeterli olacaktır. Tasarruf derken kendinize harcayacağınız paradan feragat etmenizi istemiyoruz. Tabii ki o çok beğendiğiniz ayakkabıları alın. Ancak o ayakkabılar için en uygun zamanı ve uygun fırsatları kollayıp çok sevdiğiniz ayakkabılardan da tasarruf edebilirsiniz.

Bir yıl boyunca pek çok şeyle ilgilenmekten kendinizi yeterince ihmal ettiniz, sizden bir tane daha yok! Biraz kendinizi de düşünür müsünüz rica etsek? Spor yapın dediysek fitness salonlarına kapanıp olmayan bir yere koşmayın tabi. Yüzün, sahil yürüşleri yapın, dağa bayıra tırmanın. Daha hoş olmaz mı? İş arkadaşlarınızla yaşadığınız gerginliklermiş, aile içinde yaşanan sorunlarmış hepsi toprağa, suya, dağa taşa karışsın. Kendinizi tabiat ananın iyileştirici gücüne bırakın!

Annelerimizin hep söylediği gibi; parayı çaydan toplamıyoruz arkadaşlar! Kendimize ayıracağımız zamandan, uykumuzdan feragat ederek kazandığımız paraları bilinçsizce tüketmek biraz saçma değil mi sizce de? O halde, tatilinizi de kendinize zaman ayırarak Good Life tanımını yerinde kullanın.

Arkadaş ve ailenizle yakın ve samimi ilişkiler içinde olun. Zihninizi sürekli aktif tutun, yeni bir şeyler öğrenmeye devam edin. Bol bol gülün, espri anlayışınızı geliştirin. İnançlarınıza ve ruhaniyetinize sıkı sıkı tutunun. Yeni bir güne heyecanla başlamaktan hiç vazgeçmeyin. Hareket etmeye, aktivitesi bol bir yaşam süremeye gayret edin. Özgür olduğunuz ve kimseye bağımlı olarak yaşamadığınız hissine sahip çıkın. Doğru bir beslenme planı uygulayın. Haberleri, güncel olayları takip edin. Yeni arkadaşlıklar kurun, dostlar edinin.

Uzun ve kalite yaşamda dört temel prensip var. İlki; yeterli ve dengeli beslenmek. İkincisi; ömür boyu düzenli ve bilinçli bir egzersiz programını sürdürebilmek. Üçüncüsü; iyi ve kaliteli bir uyku düzeni, yani doğru zamanda yatıp, doğru zamanda kalkabilmek ve bu doğru süreçte kaliteli uyuyabilmek. En zoru da dördüncü ayağı; stresi kontrol edebilmeyi öğrenmek. Stresi kimse yok edemez ama onu kontrol edebilmek bizim elimizde. Yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığınız, iyi ve kaliteli bir uyku düzeniniz, yaşantınız süresince düzenli ve bilinçli bir egzersiz programınız varsa korkmayın, uzun ve bir o kadar da iyi kaliteli yaşam yollarını zaten yakalarsınız.

Yedikten 2.5 saat sonra vücudun ihtiyacı olan doğru besini içeri sokmadıysak, şeker düşmesinden kaynaklanacak kilo artışı ve sağlık bozukluklarına karşı kapımızı ardına kadar açmış oluruz. Burada önemli olan daha az yağlı ürünleri tercih etmemiz. Doymuş veya doymamış yağlar var. Gözümüzle görmediğimiz yağlar var. En azından gözümüzle gördüğümüz yağları doğru tercih yapabilirsek, sınırı istediğimiz oranlarda koyabilirsek idealini bulmuş oluruz. İkinci olay glisemi oranı düşük yiyecekleri, yani karbonhidratları ön plana çıkarmamız gerekir. Glisemik şekeri düşük karbonhidratlar var. Bir de şekeri az olan karbonhidratlar var. 19’ncu yüzyıla baktığımız zaman pirincin kabuğu çıkarılmamıştı ve beyazlatılmamıştı. Un beyazlatılmamıştı. 20’nci yüzyıla geldiğimiz zaman pirincin kabuğunu çıkardık, unu beyazlattık. Doğasını bozduk. 20’nci yüzyılın sonralarına geldiğimiz zaman obezite çığ gibi büyüdüğünde “biz niye böyle yaptık” diye hayıflanmaya başladık. Besin öğelerinin doğallığını asla bozmamız gerekir. Şimdilerde yeniden kepekli pirinç, esmer undan yapılmış ürünlere dönüş yaptık. 21’nci yüzyılda en büyük tehlike şeker. Şeker 19’ncu yüzyılda sadece pancardan elde ediliyordu. Fazla üretilmediği için ekonomik olarak iyi düzeydeki aileler tarafından tüketiliyordu.

Çaya şeker atmaya gerek yok. Rafine edilmiş şekeri mümkün olduğu kadar, size daha fazla lezzet verecek tatlılardan alabilirsiniz. Sütlaç yersiniz, kazandibi yersiniz, tavukgöğsü yersiniz. Şekeri bunlardan da alabilirsiniz. Çaya şeker attığınız zaman çayın içindeki antioksidan kaynaklarını da yok ediyorsunuz. Şeker, çayın da kimyasını bozuyor. Sabahları organik bal yiyin, şekersiz reçel tüketin. Hiç şekersiz hazırlanmış reçeller var. Pekmez yiyebilirsiniz. Domates, salatalık, ekmek, meyve yediğiniz zaman bütün doğal şekerleri almış oluyorsunuz zaten.

Kişi ne istiyorsa onu yemeli. Diyelim ki kilo sorunu var. Bazı besin öğelerinden mahrum bırakırsak, üç beş, gün sonra diyet dediğimiz olayı bırakabilir. Fazlasıyla tüketime geçebilir. Sevdiği, istediği yiyecekleri verirseniz, duygusal açlıktan kaynaklanacak yeme ataklığından uzak tutmuş olursunuz. Ben de geçmişte kalori kısıtlaması yaptım. Gördüm ki, ne kadar kısıtlama yaparsam, insanlar o kadar mutsuz oluyor. Mutsuzluğu bırakın, metabolizmaları yavaşlıyor. Ne kadar egzersiz yaptırsam da metabolizma yavaşlıyor. Günlük kalori ihtiyacımız kadar yemeliyiz. Kişi her hafta geldiği zaman ne istiyorsa; börek, tatlı, kebap onları veriyorum. Ama onları yediği zaman gün içersinde neler yiyip yemeyeceğini de ben planlıyorum. Tatlıyı mesela 16.00-17.00 saatleri arasında yemeli. Şeker artırımından kaynaklanacak insülin salgısı artımını bu saatlerde kompansive edebiliriz. Sütlü de olsa, baklava da olsa akşam yemeğinden sonra yerseniz duvara çaparsınız. 24 saatin 18 saati artan insülin “yağ depo et” diye emir verir. 16.00-17.00 saatleri arası yerseniz minimal düzeyde olur. Tatlı yediğiniz zaman üzerine yarım çay bardağı limon suyu içtiğinizde, -kalori değil altını çizerek vurguluyorum-, şekerin glisemik indeksini az da olsa düşürecek, bu şekilde insülin salgılamasına karşı kapınızı biraz daha kapatmış olacaksınız.

  • Site Yorum

Bir yorum bırak